"Ah, sağol Nelly."
dedi şükran duygusu içinde. Sonra, arabadan durmuş, emniyet kemeri ile oynayan hasta ruhlu Tavşi Tavşi'ye baktım. Hayvan tam ruh hastasıydı, bu kesindi. Arkadan, "Cooorneelia, havıç getir havııç!" diye bağırıyordu. Contaları gevşemiş bir hayvan başıma kalmıştı. Ne güzel, ne güzel.. İç yakınırken, birden Tavşi yanımıza geldi. Lucinda olaydan habersiz olduğu için, çığlığımı anlayamadı. Fakat kısa süre sonra, anlayabildi.
"Aman Tanrım, T-top-tt-ttttt-tooop-top!" diyordu Lucinda. Anlayamadım. "Ne var Lucinda, ilk defa mı bir eşcinsel görüyorsun ?" Kısa süre sonra, aşağıdan gelen sesler üzerine gözümü toprağa çevirdim ve Lucinda'nın "toprak" demek istediğini kavradım.
"Lanet olsun! Bu da ne ?" diye çığlık attım.
Gördüğüm şeyin ne olduğunu kestirememek, canımı sıkmaya başlamıştı. Neydi bu ? Bir toprak kayması mı ? Ah, ülkenin batısında yaşıyoruz ve böyle şeylerin olabilmesi imkansız, hele ki asfalt yolda.. -Ki ülkemizin çalı çırpılarla bezenmiş bir orman anlayışı olduğu çok açık- Tavşi arabadan indi, ve ilk defa beni görmezden gelerek yürüdü. Bu beni şaşırtmıştı, fakat sevindirmişti. Belki de lanet olası yerine geri dönecek, ve beni ebediyen rahat bırakacaktı! Ah, düşüncesi bile beni sevinçten havaya uçurmaya yetti.
Ve, aklıma gelen oldu. Tavşi yarığın içine atladı, ama iki saniye sonra ayağımda bir sıcaklık hissettim ve kendimi yerin 10 m dibinde buldum. "Ne bok yediğini sanıyorsun sen! Nasıl çıkacağım ben buradan!?" diye onu sarsalayarak tuttum. "Nasıl beni ayağımdan tutarak aşağı çekersin, senin cehenneminde yaşamak istediğimi kim söylemiş!"
O sırada, kendimi çok üzgün hissettim. İçimi yakan, koskoca bir pişmanlıktı. Tavşi yere oturmuş, dudağını bükmüş ve ellerini ufacık bir top haline getirmiş halde gözyaşlarını siliyordu. "Tavşi seni üzmek istemedi, t-tavşi sadece .." dedi ve böğüre böğüre ağlamaya başladı.
"Hey.. Çok üzgünüm. Seni-Seni...Seni üzmek-" dedim ki , tavşinin yanına gidip onu teselli etmek isterken ayağım bir kutuya takıldı. Kutunun üstünde şu yazılar vardı.
" Tavşi Timsah Gözyaşları "
İçimi bir sinir dalgası esir aldı. O sırada, tavşi tüm o hüzünlü ve zavallı halinden kurtuldu, "Tavşi çok aptal, aptal aptal aptal! Nasıl unutur o şişeyi orada ? Herneyse. Çok şükela yerimize vardığımıza göre, zaten istesende buradan gidemez olmak sen huhuuuğ! Hasta la vista!"
Dedi ve saçmadan çok, aptal sayılabilecek bir dansa başladı. İçimden onu öldürene kadar boğmak geldi. Hey, zaten boğmanın amacı da öldürmek değilmidir ?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder