İstekler, hiç ulaşılamamış istekler. Neden benimde herkes gibi normal bir hayatım olamıyordu ki ? Yatağımdan kalktığımda, neden bende normal bir manzara ile karşılaşamıyordum ? Neden yaşıtlarım gibi iki ayakkabı yerine bir tane alındığına üzülmüyorum , tek derdi alışveriş olan yaşıtlarımdan neden bu denli farklıyım ? Deliler hastanesine dönmüş hayatımda bir yeni gün daha.
Çabucak giyinmek üzere dolabıma döndüm. "Herşey normal olsun lütfen." diye yalvararak terliklerimi giydim, dolabımı açtım. Tam bir kıyafet almak için kolumu uzattım ki, "Mor suratlı Corni, öp beni öp beni!" diye bir bağırış duydum. Bir çığlık attım, tavşi tavşi tüm gece dolabımda uyumuş olmalıydı! Bu hayvan yakamı ne zaman bırakacaktı ? Ne zaman, ne zaman ?
Tavşi tam üstüme atlayacakken, onu ittim ve bağırmaya başladım. "Seni aptal yaratık! Neden artık beni rahat bırakmıyorsun, ha? Seni öldürürüm, uzak dur! Git buradan, git!" Tavşi tek kaşını kaldırdı, "Kalbimi kırmak sen.. Üzülmek ben. Yapmamalı sen bunu." Bu hayvan beni öldürmek istiyordu herhalde. "Şimdi de türkçeyi mi unuttun ? Hadi git artık burdan! Giyineceğim, beni rahat bırak!" Tavşi tavşi boynu bükük şekilde koşarak camdan atladı, yere düştüğünde "Vıcık!" diye bir ses çıktı.
Çabucak giyindim ve kahvaltı etmek üzere aşağıya indim. Kahvaltı ederken, annemin televizyon seyrettiğini ve telefonla konuştuğunu gördüm. Muhtemelen yemek tarifi hakkında tartışıyordur. "Ah Melinda, hayır.. Ne yapmak istiyorsun sen ? Bulamaç çorbası mı?" Annem sanki devlet meselesi konuşuyormuş gibi bir havayla konuşurken, ağzıma iki üç lokma yemek atıp hemen çantamı kaptım, ve arabama doğru çıktım. Küçük, şirin bir arabam vardı.
Okul çok uzak değildi, fakat yürümek için de fazla uzundu. Bu yüzden mutlaka bir arabaya ihtiyacım olduğu düşüncesiyle, bir araba aldırmıştım. Zor olmuştu, hatta benim de çalışmam gerekmişti. Annemin arkadaşı Melinda Parker'ın küçük kafesinde hep okuldan sonra çalışmıştım.
Arabama bindim, okula doğru yola çıktım ve çokta uzun sürmeyen bir vakit sonrasında, okula vardım. Okulun önünde , herzamanki gibi beni Lucinda bekliyordu. Yanına geldiğimde, uzaklara bakarak konuştu. "Bak, oradalar. Ve şu Voleybol takımındaki sürtüklerle birlikteler." Lucy öyle sinirli konuşuyorduki, neden bahsettiğini bir saniye sürmeden anladım.
"Ne!? Nasıl, onlarla ? Dean ? Dan ?" Henüz kavuşamadığımız biricik sevgililerimiz, en nefret ettiğimiz kızlarlaydı. Neden erkekler uzun bacaklı ve sarışın kızları bu denli severlerdi ki? Lucy düşünce selini böldü.
"Onun beynini oyacağım, baksana sabah daha beni görmeden kızın yanına gitmiş." O sırada, tekrar istenmeyen bir misafir okulun çatısında belirdi. Elinde bir pankart vardı, ve bu varlığın tam tersine tam aşağısında birşey yoktu, hemde çok önemli birşey. Hep giyinik gördüğüm tavşan, altsız geziyordu.
Çatıda,
"Seni seviyorekus, Corneeelia'cık, Hendeğimdeki gömdüğüm havuç kadar seviyorum seni!"
Rezillik üstüne rezillik, Lucy tavşi'ye alışıktı , fakat okul bu yazıyı okumadan onu ele geçirmeliydik. Üstelik, Tavşi Tavşi'nin ilk adımlarla yetinmediğini çok iyi bilirdim. Bu yazının ardında mutlaka birşey daha gelirdi.
Çatıya çıkmalıydık. Bu sırada, olmaması gereken birşey daha oldu. Tam işe girişecekken, Lucy felaket haberini verdi. "Saat 3 yönünde, Dean ve Danny geliyor." Hemen bağırınarak konuştum, "Lucy rezillik üstüne rezillik! Hayır, bunu görmemeli. Tavşi Tavşi'nin tacizlerini görmemeli, olmayan bir kişi tarafından sürekli rahatsız edilen ve küçük duruma düşürülen bir varlık olmamalıyım! Ve sende yardım ediceksin, değilmi can dostum hıı ?" Cornelia her zamanki birşey istediği zaman takındığı şeker tavrı takındı. Ve çatıdan bir ses geldi, Tavşi'nin sesi. "Can Dostu , köpekli bir yarışma değil miydi ya, hi hi hi!"
"Cornelia , yaklaşıyorlar. Çabuk olmalıyız." Lucy felaket tellallığını sürdürdü, çatıya çıkmak üzere koşuşturduk. Koşarken, düşmemek için çaba harcadım.
Sonunda merdivenlerle çatıya çıktık, Tavşi melankolik bir müzik açmış, ayaklarını çatıdan sarkıtmış, "Allah Bilanıı Versin, Allah sinii gahretsin Bağa gilen sağa gilsin yağğr." gibi bir şarkı söylüyordu. Bir yandan, gazete sarılı bir şişeden birşey içiyordu. Turuncumsu bir sıvı.
"Şu pankartı kaldıralım Lucy." dedim usulca. Lucy aldı ve kıvırarak çöp kutusuna attı. Bende, Tavşi'nin içtiği sıvının ne olduğunu merak ederek elime aldım. Üstünde sarılı bir gazete yığını vardı, çıkarttım ve üstündeki etiketi okudum.
"MelankoTavş - Erkek Tavşanın Zıkkımı" İstemsiz bir gülüş koyverdim. Bu sırada, Lucy'e doğru döndüm ve, "Sanırım derse yetişsek iyi olur."
Ha bu arada, sanırım okulumdan bahsetmeyi unuttum. Bizim okulumuz, bilinen okullardan değil. Yatılı bir okul ve biz senenin başındayız. Dört kampüsümüz var.
Bunlar, "Vampir Okulu - Büyücülük Akademisi - Elf Okulu - Kahin Yurdu."
Hepimiz burada eğitim görüyoruz. Tek sorun, anlaşamamamız. Adeta birbirimizi öldürmek için sıradayız. Ben ve Lucy, Büyücülük Akademisi'ndeyiz. Dean ve Danny'de öyle. Bunun yanında Thomas, Edie, ve Morgan var. Onlar da Elf Okulu'ndalar. Herkes kendi ırkından insanlarla, kendi dünyasında. Okul küçük görünür, fakat üç ayrı kapıdan girince iki şehir büyüklüğünde Dörder tane araziye çıkılır. Kapıların rengi şöyledir,
Kırmızı, Sarı, Siyah, Yeşil.
Kimse ırkından olmayan bir kapıya giremez. Ayrıca Korku Mağarası'na girmek kesinlikle yasaktır, orası yaratıklar kaynayan bir dünyaya açılır. Bugün okulun ilk günü olduğu için herşey muhteşem görünebilir, fakat burada herkesin birinci önceliği, "Canını Kurtarmaktır."
Ahah, Tabiki değil! Biraz uçtum sadece, olay bundan ibaret. Normal, bildiğiniz bir devlet okulu. Hiçbir enteresan yanı yok, hatta sıkıcı derecede...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder