Lucy, başına büyük bir bela almıştı. İstemsiz olarak kurtarıldıktan sonra, evlendirilmeye mecbur edilmişti. Tavşi zaten benimle evlenmek, mutlu bir yuva kurmak istiyordu fakat bunu, rüyasında bile göremezdi ! Buradan kaçacaktık, hemen şimdi. Söze koyuldum, bu görev benimdi.
“Tavşi Tavşi, yeter artık! Biz gidiyoruz! Kediş, sen de ancak rüyanda onunla evlenirsin!”
Kediş dudağını büktü. “Sen çok olmak asabi, yapmamalı böyle. Çok üzülmek, baldız!” Sinirden köpürmüştüm, bunlar çok fazla olmaya başlamıştı. “Tavşi, etrafında dönüp inlemeyi kes!” dedim. Çünkü, Tavşi ayaklarını yere vurarak dudakları ile “Bın bın bın” diye ses çıkarıyordu ve insanı gıcık edecek şekilde kendi etrafında dönüyordu.
“YAPMA DEDİM!” diye kükremeye benzeyen bir ses çıkardıktan sonra, sinmiş Tavşi’ye el salladım ve kaçmak için küçük çantamı elime alıp, aklıma gelen mükemmel sorunla baş başa kaldım.
“LANET OLSUN! Dean ve Danny!” dedim. Lucinda kafasına vurdu, bunu nasıl unutmuştuk ? Muhtemelen Dean içmişti, - Evet, Tavşi’nin içeceklerini hemde! Çünkü burada onun beğeneceği tarzda şeyler yoktu. Sadece KUKİ Vişne Viskisi vardı, ve kesinlikle bir yudum içince insan kendini maviliklere gömülmüş hissediyordu, dünyadan soyutlanıyordu insan.- ve Dean içince, otomatikman Danny de içmiş sayılıyordu, çünkü Danny müthiş derecede kadınlara ve içkiye meyilliydi. Sunulursa, asla hayır demezdi.
Kabul, sunulmasa da hayır demezdi.
Onların nerede olduğunu bulmak zorundaydık, ve sonunda Lucinda o müthiş önemli soruyu sordu.
“Hey, Danny ve Dean nerede ?”
Tavşi gözlerini pörtleterek gülümsedi ve gülerek konuşmaya başladı, sanki çok mühim bir iş yapmış gibi.
“Ihı, ıhı! ÇOK SUSAMIŞLARDI, Ihı hı..”
Dayanamayıp sordum.
“EEE? Sen ne yaptın ?”
Tavşi debelendi.
“Tavşi onları denize götürdü, denizden çıkamasın istediği, ıhı ıhı, kadar içsin diye , ıhı ıhıhıhı, onların ayaklarına, ıhıhıhı, TUĞLA bağladı! Ihıhıhı! Tavşi çok iyi bir insan!”
Ah hayır, bu iyiye işaret değildi.
“Tavşi! Birincisi, sen insan değilsin!”
Tavşi dudağını büktü, her zamanki gibi. Kediş ise yere çömelmiş, mırlıyordu. Biraz vakit geçtikten sonra gidip paspasta uyuyacak bir havası vardı.
“Tavşi ağlayacak. Neden insan değilmiş, insan olmak ben Nelly’cik!”
Sinirden delirecektim, zaten içkili olan erkek arkadaşlarımız , şu an denizin dibinde midye gibi olmalılardı. Çünkü, benim bildiğim Danny ve Dean kesinlikle suyun dibinde 5 saniyeden fazla duramazlardı ! – Ah, haydi ama .. Bir çocuk bile en az 15 saniye durabilir! –
“Salak! Neredeler ? Ya, tuğla bağlanır mı! Aptal!”
Lucinda bağırınırken, ben onu susturmaya çalışarak Tavşi’ye yüklendim, ama onu susturmak mümkün değildi. Benim bastırdığım küfür etme duygusunu, o yerine getirmişti. Bir süre sonra, ona katıldım. – Çok haklıydı. –
“Seni mal! Söyle nerede ?”
Sorumu yönelttikten sonra, Tavşi bana öpücük attı ve döndü.
“Atlantik Okyanusu’nda, sonuçta en çok su orada!”
Biri beni tutmazsa, bayılabilirdim.. Lucinda bu görevi üstlendi ve beni tuttu. Sinirden titriyordu.
“SALAK!”
Bağırırken, Tavşi ürktü ve Kediş’in yattığı paspasta onun arkasına saklandı.
“Sen korkmamalı, çünkü bizim buradaki küçük havuza biz Atlantik Okyanusu demek , çok benzemek suyu! O da mavi!”
“Ah , aman ne zekice! İki su da mavi, vay be valla mı!”
Diye yakardıktan sonra, havuzu bulmak üzere kapıdan çıktık.
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
