8 Temmuz 2009 Çarşamba
Bölüm 9 - Tavşi'nin Saçmalığı
“Tavşi Tavşi, yeter artık! Biz gidiyoruz! Kediş, sen de ancak rüyanda onunla evlenirsin!”
Kediş dudağını büktü. “Sen çok olmak asabi, yapmamalı böyle. Çok üzülmek, baldız!” Sinirden köpürmüştüm, bunlar çok fazla olmaya başlamıştı. “Tavşi, etrafında dönüp inlemeyi kes!” dedim. Çünkü, Tavşi ayaklarını yere vurarak dudakları ile “Bın bın bın” diye ses çıkarıyordu ve insanı gıcık edecek şekilde kendi etrafında dönüyordu.
“YAPMA DEDİM!” diye kükremeye benzeyen bir ses çıkardıktan sonra, sinmiş Tavşi’ye el salladım ve kaçmak için küçük çantamı elime alıp, aklıma gelen mükemmel sorunla baş başa kaldım.
“LANET OLSUN! Dean ve Danny!” dedim. Lucinda kafasına vurdu, bunu nasıl unutmuştuk ? Muhtemelen Dean içmişti, - Evet, Tavşi’nin içeceklerini hemde! Çünkü burada onun beğeneceği tarzda şeyler yoktu. Sadece KUKİ Vişne Viskisi vardı, ve kesinlikle bir yudum içince insan kendini maviliklere gömülmüş hissediyordu, dünyadan soyutlanıyordu insan.- ve Dean içince, otomatikman Danny de içmiş sayılıyordu, çünkü Danny müthiş derecede kadınlara ve içkiye meyilliydi. Sunulursa, asla hayır demezdi.
Kabul, sunulmasa da hayır demezdi.
Onların nerede olduğunu bulmak zorundaydık, ve sonunda Lucinda o müthiş önemli soruyu sordu.
“Hey, Danny ve Dean nerede ?”
Tavşi gözlerini pörtleterek gülümsedi ve gülerek konuşmaya başladı, sanki çok mühim bir iş yapmış gibi.
“Ihı, ıhı! ÇOK SUSAMIŞLARDI, Ihı hı..”
Dayanamayıp sordum.
“EEE? Sen ne yaptın ?”
Tavşi debelendi.
“Tavşi onları denize götürdü, denizden çıkamasın istediği, ıhı ıhı, kadar içsin diye , ıhı ıhıhıhı, onların ayaklarına, ıhıhıhı, TUĞLA bağladı! Ihıhıhı! Tavşi çok iyi bir insan!”
Ah hayır, bu iyiye işaret değildi.
“Tavşi! Birincisi, sen insan değilsin!”
Tavşi dudağını büktü, her zamanki gibi. Kediş ise yere çömelmiş, mırlıyordu. Biraz vakit geçtikten sonra gidip paspasta uyuyacak bir havası vardı.
“Tavşi ağlayacak. Neden insan değilmiş, insan olmak ben Nelly’cik!”
Sinirden delirecektim, zaten içkili olan erkek arkadaşlarımız , şu an denizin dibinde midye gibi olmalılardı. Çünkü, benim bildiğim Danny ve Dean kesinlikle suyun dibinde 5 saniyeden fazla duramazlardı ! – Ah, haydi ama .. Bir çocuk bile en az 15 saniye durabilir! –
“Salak! Neredeler ? Ya, tuğla bağlanır mı! Aptal!”
Lucinda bağırınırken, ben onu susturmaya çalışarak Tavşi’ye yüklendim, ama onu susturmak mümkün değildi. Benim bastırdığım küfür etme duygusunu, o yerine getirmişti. Bir süre sonra, ona katıldım. – Çok haklıydı. –
“Seni mal! Söyle nerede ?”
Sorumu yönelttikten sonra, Tavşi bana öpücük attı ve döndü.
“Atlantik Okyanusu’nda, sonuçta en çok su orada!”
Biri beni tutmazsa, bayılabilirdim.. Lucinda bu görevi üstlendi ve beni tuttu. Sinirden titriyordu.
“SALAK!”
Bağırırken, Tavşi ürktü ve Kediş’in yattığı paspasta onun arkasına saklandı.
“Sen korkmamalı, çünkü bizim buradaki küçük havuza biz Atlantik Okyanusu demek , çok benzemek suyu! O da mavi!”
“Ah , aman ne zekice! İki su da mavi, vay be valla mı!”
Diye yakardıktan sonra, havuzu bulmak üzere kapıdan çıktık.
Bölüm 8 - Asker Kaçağı !
Ona iki kere daha tıkladım, iki kere daha tıklama sesi gelince bağırmaya başladım.
"LUCİNDAAA! KURTULMALIYIIZ!"
Daha bağırmak isterdim fakat, kapım olağanca bir hızla açılıp, benden yüksek sesli bir bağırış lafımı kesti.
"AŞKIM BİRAZ SUSARSA, TAVŞİ GECE ŞOVUNU SEYREDECEK! İsterse aşkı da Tavşiciğe eşlik edebilir, muhteşem 'Tavuk budunun yanında müthiş giden havuç suyu' da içeriz. Ahh aşkı Corneeelia ona katılsın!"
Bu müthiş uzun ve tiksindirici cümle sonunda, "Ben böyle iyiyim." diyerek arkamı döndüm. Tavşi'nin boynunu büküp dudağını düşürdüğünden emindim.
"Tavşi ağlayacak!" dedi ve böğüre böğüre kaçtı. Ama mutluydum, çünkü kapıyı açık unutmuştu. Hemen koşa koşa Lucy'nin odasına geçtim.
Ama içerideki bağırıştan korktum, lanet olası Kediş askerden kaçmıştı ve Tavşi ile kucaklaşıyordu. Kediş beni gördü, "BALDIZ BURADA OLMAK!"
"Hayır, burda olmamak! Ama senin türkçen gerçekten tiksindirici derecede berbat olmak!" diye bağırdım. Tavşi neşe içinde kendi etrafında bir kere döndü ve, "Şimdi seni Nelia'mın arkadaşı, Lucy Lucy'ciğin yanına götüreyim. Eminimki seni çok özlemiştir!" İç çektim ve, "Ya.. Ne demezsin! Kapayın çenenizi! Biz buradan gideceğiz, yettiniz artık!"
Kediş koşarak bana sarıldı. "KEDİŞ ÖZLEMEK baldızını! Ama kediş özlemek NİŞANLSINI!" Elimde olmadan, "YUH!" diye bağırdım.
Odanın içinde, kesinlikle Lucinda'ya ait olan bir çığlık yükseldi. Hemen gidip kapısını tekmeledim, tekmelerim başarılı oldu ve kapı açıldı. "Ah! Cornelia! Buradan gitmeliyiz!
Kediş zıplaya zıplaya , Heidi Çizgi filminden fırlamış bir edayla yanına gitti. "Ah! Nişanlım olmak çok şakabaz!"
"ŞAKABAZ?" dedik Lucinda ile aynı anda. Bunların ciddi bir türkçe dersine ihtiyacı vardı.
7 Temmuz 2009 Salı
Bölüm 7 - Bomba
- Bu kısımlarda ben tamamen bağırıyordum. - "TAVŞİİİİİİİİİİİ SENİ ÖZLEMEK! Uuuu, beybi beybi peki peki geçi geçi ya ya!" diye bağırdı. Ona bir tekme yapıştırdım, aşağı indim. "Manyak!" diye bağırırken, Lucy bir köşeye sinmiş bizi seyrediyordu.
Tavşi'nin kozmetik merakı beni hep korkutmuştur. Herşey için bir ilacı vardı, buna saçma sapan ağlama ilaçları da dahildi. Birazdan başıma geleceklerden habersiz, orada öylece dururken, Lucy gözleri büyümüş halde bana bakıyordu, birazdan ne olacağını bilmediğimden, öylece deyim yerindeyse saftirik saftirik bakıyordum. Lucy ağır çekim denilebilecek bir hızla, "Coor - Nee - Lii - Aaaa" diye bağırdı.
O sırada etrafı bir koku aldı. Bir gürültü ile, patlama gibi birşey olduğundan hepimiz gümbürtü ile arkaya atladık, ve yine bir şişe önümde belirdi, ve bu şişe kesinlikle iyiye alamet değildi.
Bölüm 6 - Asker Tebligatı
Lucy gıcık bir tavırla, "Öhhööö! Dikkat lütfen!" dedi. Bende onu sinir etmek istercesine, "Sen Müstakbel Damadımızın uyuz aşılarını yaptırırken, bende "Müstehcen Olmayan Davranışlar Sergilemek" isimli kitabı okuyayım, ha canım ? " dedim. Sinir oldu ve tam laf dalaşına başlayacakken, Dean ortaya kustu. Lucy çilekeş Anadolu Kadını havasında, "Sana çok içme dedim değil mi!" dedi. Danny de Dean'a katılmak istercesine ortaya kustu. Ve Tavşi, son noktayı koyarak, "Siz üzülmemek, Tavşi'nin favori besini Kusmuk olmak!" dedi ve kusmukları yalamaya başladı, ve etraf karardı.
O kadar iğrendim ki, bir anda yere yığılı verdim. - Kusmuksuz yere - Gözümü açtığımda, Lucinda Tavşi'ye sövüyordu. Bana baktı ve, "İyisin değil mi ?" dedi. Ben hemen yanıtladım, "Evet."
Tavşi karşıda ağlıyordu. Kedicik ortalıkta yoktu, işte bu enteresandı. Tavşi'ye uzaktan bağırdım. "Neyin var ahmak Kusmuk Yiyicisi!" Tavşi böğürdü.
"Olmak Lanet Size! Kediciği askerden çağırdılar!" İstemsiz bir kahkaha koyverdim. "Ne ? Askerden mi? Ahahahah.." O sırada kapı açıldı, ve pijamalı 2 yaratık belirdi. Tavşi hemen koşarak beni itekledi, Lucinda'yı kolundan çekti.
"Luci Luci'cik, Nelly Nelly, bakın bu Eşek Kardeş!" dedi. Ama benim gördüğüm, eşekten çok bir köpekti. Bu yatarık, bildiğimiz bir köpekti! Adı niçin Eşek'ti ? Sonra, düşüncelerim bölündü ve Tavşi konuştu. "Lucinddddddddddda ve Coooorniii, bakın bu da öküz baba!" Tekrardan bir gülme krizine girdik, bu sefer de öküz diye tanıştırılan kişi bariz şekilde bir maymundu!
Bölüm 5 - Kedicik
Lucy çığlık çığlığa Cornelia’ya yaklaştı. Cornelia “Ne oldu Lucy, bir conta daha mı gevşiyor yoksa?” dedi baygın bir sesle. Lucy ona Kediş’in dediklerini anlattı ve “Cornelia beni kurtar!” diye bağırdı. Cornelia Lucy’ye göre boşluk olan ama aslında Tavşi’nin durduğu yere döndü. “Şu Kediş de kim? Sen yetmiyordun bir de akrabalarını mı çıkardın başımıza!” dedi. Tavşi Cornelia’ya kurnazca gülümsedi. “Şimdi ben hokus pokus yapacakkk ve sen Kediş’i görecek, baldız da beniii!!” Cornelia, Lucinda’nın duymamış olmasına dua ediyordu, büyük ihtimale olay çıkartır ve Dean’i çağırırdı. He tabii o gelebilir miydi? Muamma…
Lucy karşısında beliren aşırı büyük tavşana korkula bakıp çığlıklar savurdu, bu sırada Cornelia da Kediş’i görünce sıkkın bir sesle “Ahh, harika… Bir bu kedi eksikti!” dedi. Lucy deli gibi bağırırken Dean tuvaletten çıktı ve “Neler oluyor burada Tanrı aşkına! Birileri mi – “ Lucy’nin ona dönen kızgın bakışlarıyla sustu ve yanına gidip onu kolları arasına aldı. Lucy onun tuvaletten bu kadar çabuk nasıl çıkabildiğini merak etti ama burada hiçbirşey normal değildi, neden bu normal olsundu ki? Ean ona sarılmış saçlarını okşarken pat küt sesleriyle beraber bir çocuk merdivenlerden yuvarlandı ve “Corneliaaaaa aşkııım geliyorum!!” diye anırdı. Lucy onun Danny olduğunu gördüğünde rahatça nefes aldı. Yeni bir hormonlu hayvanı daha kaldıramazdı.
Cornelia gidip Danny’yi kaldırdı ve üstünü başını temizleyip bir güzel sövdü. Sonra da bir tokat attı ve Tavşi’ye dönüp “Onların ne işi var burada, ne yapıyorsun sen lanet şey!” dedi. Tavşi’nin yüzünde garip bir gülümseme vardı. “Onlar şahiittt! Baldız katılırken bize onlar şahitiz demek olacak. Sonra da KEdiş karısına sulananı yemek olacak, ben de yerde yuvarlananı!” Cornelia Tavşi’ye vurdu ve Lucy’nin çığlıkları arasında “BİRİ BİZİ KURTARSIN!” diye böğürdü.
Bölüm 4 - Gariplik
"Tavşi benim surat ifademden ne demek istediğimi anlamış olucak ki, hemen cevabı yapıştırdı."
Ah! Bana ne oluyordu ? Onun gibi 2. tekil şahıs'lı cümleler kurmaya başlıyordum. Yoksa bende mi türkçeyi katledecektim ? Ah, hayır olmazdı. Lucinda ile herzaman türkçe katillerine karşı savunma örgütümüzün başında olmuştuk, bu hastalığın beni esir almasına izin vermezdim. Bu yüzden, susmaya karar verdim. Tavşi ile uzun bir yol yürüdükten sonra, sonunda ince, tahta kapılı bir yere vardık. Etrafı uçsuz bucaksız yeşillikler sarmıştı, küçücük bir kapı ile girilen, geniş bir kütük ev içine girdikten sonra, aşağıya doğru inen dört tünelden birine girdik.
Tünel gittikçe genişliyordu, gittikçe genişleyip ferah ve mükemmel görünümlü bir ev odasına girdi. Burası sanki Hollywood Filmlerinden fırlamış gibiydi, ve koltukta sarhoş gibi debelenen bir tip vardı. "Aman Tanrım!" diye anırdıktan sonra, bu kişinin Dean olduğunu anladım. Dean bana baktı, ve gevrek gevrek konuşmaya başladı.
"Heyy Nellyy.. Aahah, gel yanıma kıvrıl!" dedi. Elinden bir şişe düştü, ve bağırma işlemini istemsiz ve bir o kadar saçma şekilde gerçekleştirdim. "SALAK MISIN! Tavşi'nin verdiği şey içilir mi!"
Şişenin üstünde,
"Müsil'e Ne Hacet, TavŞil sizi öldürene kadar .. " dedim ve bir anda sesli okuduğumu anlayıp, gerisini okumamam gerektiğini düşündüm. Birazdan Dean'in tuvaletten çıkamayacağını bildiğimden, elimde olmadan güldüm.
"İyi vazifeler Dean! Ahahahah!" dedim ve Tavşi'nin ne yaptığına bakmaya başladım. Çok geçmeden Dean bağıra bağıra tuvalete koştu.
Lucinda Neredeydi ? Onu bulmam gerekliydi, onu buralarda biryerlerde unutup kaçarsam sonu iyi olmazdı. Hoş nereye gideceğimi de bilmiyordum, ama olsun.
Ve, anında içeriden bir çığlık geldi. "Ohohohohohooooooooooğ!" diye bir anırış. Bu ses Lucinda'nındı! Aman tanrım .. Bu kız en az Tavşi ve benim kadar Contası gidikti, Tuvalette durmuş Dean'in er geç geleceğini bildiğinden köşede onu bekliyordu, hemde tam içeride! Dean avaz avaz bağırdı. "Bana katıl bebek! Ahahahaha.." Lucinda kükredi. - Kabul, bir an için korkudan yerimden sıçradım. -
"DEAN İĞRENÇSİN!" dedi ve koşar adımlarla bana doğru geldi. Sonra tekrar bağırarak konuştu. "TANRIYA ŞÜKÜR! Cornelia! Neredeydin sen ?" dedi.
"Asıl sen neredeydin Lucy ? Ben Tavşi'nin tacizleri arasında burayı bulabilmek için ne kadar uğraştım haberin var mı ? Sen buraya nasıl geldin ?" Lucinda eliyle birini gösterdi.
"O getirdi." dedi, ve sağ tarafta birini gösterdi. O sırada, korku filmi müziği çalar gibi oldu. ( Hani, hep klasik filmlerde dı dı dı diye alttan verilen olur ya. - alttan verilen derken, müzik yani.- ) Orada kimse yoktu!
"A-ama- Lu- Lucinda.. Orada k-kimse yok!" - Yine kabul, ben korku filmine hazırmış gibi hemen korkmuş kız rolüne başladım.- Ama, içten içe Lucy'nin sağını solunu tam bilmediğini biliyordum. Sonuçta bir alkoliğe aşıktı, ayıkken bile sarhoş gibiydi, sanki ben çok farklıymışım gibi..
2 Temmuz 2009 Perşembe
Bölüm 3 - Tavşi'nin Ülkesi
"Ah, sağol Nelly."
dedi şükran duygusu içinde. Sonra, arabadan durmuş, emniyet kemeri ile oynayan hasta ruhlu Tavşi Tavşi'ye baktım. Hayvan tam ruh hastasıydı, bu kesindi. Arkadan, "Cooorneelia, havıç getir havııç!" diye bağırıyordu. Contaları gevşemiş bir hayvan başıma kalmıştı. Ne güzel, ne güzel.. İç yakınırken, birden Tavşi yanımıza geldi. Lucinda olaydan habersiz olduğu için, çığlığımı anlayamadı. Fakat kısa süre sonra, anlayabildi.
"Aman Tanrım, T-top-tt-ttttt-tooop-top!" diyordu Lucinda. Anlayamadım. "Ne var Lucinda, ilk defa mı bir eşcinsel görüyorsun ?" Kısa süre sonra, aşağıdan gelen sesler üzerine gözümü toprağa çevirdim ve Lucinda'nın "toprak" demek istediğini kavradım.
"Lanet olsun! Bu da ne ?" diye çığlık attım.
Gördüğüm şeyin ne olduğunu kestirememek, canımı sıkmaya başlamıştı. Neydi bu ? Bir toprak kayması mı ? Ah, ülkenin batısında yaşıyoruz ve böyle şeylerin olabilmesi imkansız, hele ki asfalt yolda.. -Ki ülkemizin çalı çırpılarla bezenmiş bir orman anlayışı olduğu çok açık- Tavşi arabadan indi, ve ilk defa beni görmezden gelerek yürüdü. Bu beni şaşırtmıştı, fakat sevindirmişti. Belki de lanet olası yerine geri dönecek, ve beni ebediyen rahat bırakacaktı! Ah, düşüncesi bile beni sevinçten havaya uçurmaya yetti.
Ve, aklıma gelen oldu. Tavşi yarığın içine atladı, ama iki saniye sonra ayağımda bir sıcaklık hissettim ve kendimi yerin 10 m dibinde buldum. "Ne bok yediğini sanıyorsun sen! Nasıl çıkacağım ben buradan!?" diye onu sarsalayarak tuttum. "Nasıl beni ayağımdan tutarak aşağı çekersin, senin cehenneminde yaşamak istediğimi kim söylemiş!"
O sırada, kendimi çok üzgün hissettim. İçimi yakan, koskoca bir pişmanlıktı. Tavşi yere oturmuş, dudağını bükmüş ve ellerini ufacık bir top haline getirmiş halde gözyaşlarını siliyordu. "Tavşi seni üzmek istemedi, t-tavşi sadece .." dedi ve böğüre böğüre ağlamaya başladı.
"Hey.. Çok üzgünüm. Seni-Seni...Seni üzmek-" dedim ki , tavşinin yanına gidip onu teselli etmek isterken ayağım bir kutuya takıldı. Kutunun üstünde şu yazılar vardı.
" Tavşi Timsah Gözyaşları "
İçimi bir sinir dalgası esir aldı. O sırada, tavşi tüm o hüzünlü ve zavallı halinden kurtuldu, "Tavşi çok aptal, aptal aptal aptal! Nasıl unutur o şişeyi orada ? Herneyse. Çok şükela yerimize vardığımıza göre, zaten istesende buradan gidemez olmak sen huhuuuğ! Hasta la vista!"
Dedi ve saçmadan çok, aptal sayılabilecek bir dansa başladı. İçimden onu öldürene kadar boğmak geldi. Hey, zaten boğmanın amacı da öldürmek değilmidir ?
Bölüm 2 - Koltuk
Hayatımın içine eden faktörlerden birisi de, Danny ve Dean'in peşinden koşmak ve yaptıkları boklukları temizlemeye çalışmaktı. Neden sadece düzgün bir şekilde durmuyorlardı ki ? Dean geldi, yalpalıyordu ve sarhoş olduğu her halinden belliydi. Lucinda ayağa kalktı, "Voleybol kızları - neden ?" dedi. "Çok açıklayıcı bir cümle." diyerek destek verdim. Fakat, bu desteğim en az onun cümlesi kadar saçmaydı çünkü iki sarhoşun bu kelimeleri anlaması müthiş şekilde imkansızdı. Elime bir kitap alıp Danny'nin kafasına geçirdim ve arabaya doğru gittim. Lucinda'nın kolundan tutup onu çekmesem, muhtemelen orada durup Dean'i seyredecekti.
Arabaya bindiğimde, hiç şaşırmadığım şekilde yan koltuğumda Tavşi Tavşi oturuyordu. "Tavşi sana Cd verecek, onu koy bakalım. Vuhuuuğğ hasta la vista!" dedi ve o pofuduk ellerini başına ve kalçasına koyup küçücük arabanın içinde dans etmeye başladı. "Salak mısın, otur oturduğun yerde!" diye çemkirdim.
Bu sırada, birşey farkettim ve sinir oldum. Tavşi'ye alışmıştım, onu yadırgamıyordum. Lucinda Tavşi'yi görmediği için hemen yolcu koltuğuna oturdu. Fakat ben görüyordum ki, tavşinin üstüne oturmuştu , farkına bile varmamıştı.
-Ama tavşi varmıştı, ve önemli olan işin bu noktasıydı. Ve tavşanların en bilindik özelliklerinden birisi, bu noktada devreye giriyordu. Tavşanlar nasıl ürerdi ? Ah, neler diyorum böyle. Her neyse. Konuya dönelim. Lucinda bir tehlikedeydi , ve ben Tavşi'nin deyimiyle Can Dostu'mu kurtarmalıydım. "LUCİNDA ARABADAN HEMEN İN!" dedim. Lucinda muhtemelen onu kovduğumu sanacaktı ve trip atacaktı, fakat açıklamamı duyunca bana şükran duyacağından, ve şükran günü'nü kutlarken hep beni hatırlayacağından emindim.
Tavşi dudağını büktü, ve tekrar bilindik şarkısını söyledi. "Allah Belanı Versin."
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Bölüm 1 - Çatı
Çabucak giyinmek üzere dolabıma döndüm. "Herşey normal olsun lütfen." diye yalvararak terliklerimi giydim, dolabımı açtım. Tam bir kıyafet almak için kolumu uzattım ki, "Mor suratlı Corni, öp beni öp beni!" diye bir bağırış duydum. Bir çığlık attım, tavşi tavşi tüm gece dolabımda uyumuş olmalıydı! Bu hayvan yakamı ne zaman bırakacaktı ? Ne zaman, ne zaman ?
Tavşi tam üstüme atlayacakken, onu ittim ve bağırmaya başladım. "Seni aptal yaratık! Neden artık beni rahat bırakmıyorsun, ha? Seni öldürürüm, uzak dur! Git buradan, git!" Tavşi tek kaşını kaldırdı, "Kalbimi kırmak sen.. Üzülmek ben. Yapmamalı sen bunu." Bu hayvan beni öldürmek istiyordu herhalde. "Şimdi de türkçeyi mi unuttun ? Hadi git artık burdan! Giyineceğim, beni rahat bırak!" Tavşi tavşi boynu bükük şekilde koşarak camdan atladı, yere düştüğünde "Vıcık!" diye bir ses çıktı.
Çabucak giyindim ve kahvaltı etmek üzere aşağıya indim. Kahvaltı ederken, annemin televizyon seyrettiğini ve telefonla konuştuğunu gördüm. Muhtemelen yemek tarifi hakkında tartışıyordur. "Ah Melinda, hayır.. Ne yapmak istiyorsun sen ? Bulamaç çorbası mı?" Annem sanki devlet meselesi konuşuyormuş gibi bir havayla konuşurken, ağzıma iki üç lokma yemek atıp hemen çantamı kaptım, ve arabama doğru çıktım. Küçük, şirin bir arabam vardı.
Okul çok uzak değildi, fakat yürümek için de fazla uzundu. Bu yüzden mutlaka bir arabaya ihtiyacım olduğu düşüncesiyle, bir araba aldırmıştım. Zor olmuştu, hatta benim de çalışmam gerekmişti. Annemin arkadaşı Melinda Parker'ın küçük kafesinde hep okuldan sonra çalışmıştım.
Arabama bindim, okula doğru yola çıktım ve çokta uzun sürmeyen bir vakit sonrasında, okula vardım. Okulun önünde , herzamanki gibi beni Lucinda bekliyordu. Yanına geldiğimde, uzaklara bakarak konuştu. "Bak, oradalar. Ve şu Voleybol takımındaki sürtüklerle birlikteler." Lucy öyle sinirli konuşuyorduki, neden bahsettiğini bir saniye sürmeden anladım.
"Ne!? Nasıl, onlarla ? Dean ? Dan ?" Henüz kavuşamadığımız biricik sevgililerimiz, en nefret ettiğimiz kızlarlaydı. Neden erkekler uzun bacaklı ve sarışın kızları bu denli severlerdi ki? Lucy düşünce selini böldü.
"Onun beynini oyacağım, baksana sabah daha beni görmeden kızın yanına gitmiş." O sırada, tekrar istenmeyen bir misafir okulun çatısında belirdi. Elinde bir pankart vardı, ve bu varlığın tam tersine tam aşağısında birşey yoktu, hemde çok önemli birşey. Hep giyinik gördüğüm tavşan, altsız geziyordu.
Çatıda,
"Seni seviyorekus, Corneeelia'cık, Hendeğimdeki gömdüğüm havuç kadar seviyorum seni!"
Rezillik üstüne rezillik, Lucy tavşi'ye alışıktı , fakat okul bu yazıyı okumadan onu ele geçirmeliydik. Üstelik, Tavşi Tavşi'nin ilk adımlarla yetinmediğini çok iyi bilirdim. Bu yazının ardında mutlaka birşey daha gelirdi.
Çatıya çıkmalıydık. Bu sırada, olmaması gereken birşey daha oldu. Tam işe girişecekken, Lucy felaket haberini verdi. "Saat 3 yönünde, Dean ve Danny geliyor." Hemen bağırınarak konuştum, "Lucy rezillik üstüne rezillik! Hayır, bunu görmemeli. Tavşi Tavşi'nin tacizlerini görmemeli, olmayan bir kişi tarafından sürekli rahatsız edilen ve küçük duruma düşürülen bir varlık olmamalıyım! Ve sende yardım ediceksin, değilmi can dostum hıı ?" Cornelia her zamanki birşey istediği zaman takındığı şeker tavrı takındı. Ve çatıdan bir ses geldi, Tavşi'nin sesi. "Can Dostu , köpekli bir yarışma değil miydi ya, hi hi hi!"
"Cornelia , yaklaşıyorlar. Çabuk olmalıyız." Lucy felaket tellallığını sürdürdü, çatıya çıkmak üzere koşuşturduk. Koşarken, düşmemek için çaba harcadım.
Sonunda merdivenlerle çatıya çıktık, Tavşi melankolik bir müzik açmış, ayaklarını çatıdan sarkıtmış, "Allah Bilanıı Versin, Allah sinii gahretsin Bağa gilen sağa gilsin yağğr." gibi bir şarkı söylüyordu. Bir yandan, gazete sarılı bir şişeden birşey içiyordu. Turuncumsu bir sıvı.
"Şu pankartı kaldıralım Lucy." dedim usulca. Lucy aldı ve kıvırarak çöp kutusuna attı. Bende, Tavşi'nin içtiği sıvının ne olduğunu merak ederek elime aldım. Üstünde sarılı bir gazete yığını vardı, çıkarttım ve üstündeki etiketi okudum.
"MelankoTavş - Erkek Tavşanın Zıkkımı" İstemsiz bir gülüş koyverdim. Bu sırada, Lucy'e doğru döndüm ve, "Sanırım derse yetişsek iyi olur."
Ha bu arada, sanırım okulumdan bahsetmeyi unuttum. Bizim okulumuz, bilinen okullardan değil. Yatılı bir okul ve biz senenin başındayız. Dört kampüsümüz var.
Bunlar, "Vampir Okulu - Büyücülük Akademisi - Elf Okulu - Kahin Yurdu."
Hepimiz burada eğitim görüyoruz. Tek sorun, anlaşamamamız. Adeta birbirimizi öldürmek için sıradayız. Ben ve Lucy, Büyücülük Akademisi'ndeyiz. Dean ve Danny'de öyle. Bunun yanında Thomas, Edie, ve Morgan var. Onlar da Elf Okulu'ndalar. Herkes kendi ırkından insanlarla, kendi dünyasında. Okul küçük görünür, fakat üç ayrı kapıdan girince iki şehir büyüklüğünde Dörder tane araziye çıkılır. Kapıların rengi şöyledir,
Kırmızı, Sarı, Siyah, Yeşil.
Kimse ırkından olmayan bir kapıya giremez. Ayrıca Korku Mağarası'na girmek kesinlikle yasaktır, orası yaratıklar kaynayan bir dünyaya açılır. Bugün okulun ilk günü olduğu için herşey muhteşem görünebilir, fakat burada herkesin birinci önceliği, "Canını Kurtarmaktır."
Ahah, Tabiki değil! Biraz uçtum sadece, olay bundan ibaret. Normal, bildiğiniz bir devlet okulu. Hiçbir enteresan yanı yok, hatta sıkıcı derecede...
